Derinlerde Bir Ukala, 06. Bölüm

6. Bölüm 

Suskunluğumu bozacak bahanelerim hep çarçur olur giderdi. Sarayın kırmızı halılı, duvarları yakut simli, yere değen devasa avizeli gösterişli salonlarından, bir bahçıvan kulübesinin yarı açık bungalovuna gidebilmek eskisi kadar garip gelmiyordu. Sarayın kaz tüyü yataklarında uzanıp kalabilmek için, seçtiğim yola isyan eden zihnim, ürettiği bahaneleri yutkunarak sineye çekiyordu. Hayattaki en zor şeyin adın gibi bildiğin bir şeyi söyleyememek olduğunu o zamanlar anladım. İçimden çığlıklar savurdum. Çocukluğuma giydiğim ağır sorumlulukları haykırdım çıkmayan sesimle. Kendim bile duyamadım.

Araç egzozlarının homurtusu altında yürüyordum. Fırıldakçiçeklerinin temiz kokusu yerine, burnuma yanmış karbon gazı doluyordu. Tam da o anda gerçekten orada yürümeyi mi seçmiştim? İçi su dolan oynak parke taşlarına küfür etmeyi de hep planlayarak mı yapmıştım? Önünden geçtiğim manavın alt köşesinden çatlamış ama düğme ile sabitlenmiş kapı camına dikkat etmek bana ne katmıştı? Otobüs durağının arkasına acele ile yapıştırılan bir gece kulübü afişinde çocukları alkole ve gece hayatına çağıran o terbiyesiz reklama kafam bilerek mi bozulmuştu? Bunu da ben mi kontrol etmiştim? Belleğim gördüğü her nesnede kendine anlamlar çıkarırken, denetçi beynim kontrolün ne kadarının bende olduğunu sorguluyordu. Yaşam, ukala bir kişilik inşa ederken; içine hapsettiği tüm korku ve amaçsızlığı objelerin gizlenen köşelerine serpiştiriyordu sanki. Tavşana kaç, tazıya tut der gibi dünyamı afsunluyordu. Yüzüme değen anlık bakışları bakırdan kalkan misali savuruyordum. Kimilerini ise hissetmeyi seviyor, seçimi tamamen içgüdülerime bırakıyordum.

Kerhen kırdığım gönülleri nasıl onaracağımı düşünmeye başladığımda bir halı mağazasının önünden geçiyordum. Ara sokağa kıvrıldığımda burnuma bir evden diğerine uzanan balık ağı ipliklerine dizilmiş yarı ıslak çamaşırların lavanta kokusu doldu. Parti reklam bayrakları göğü bu kadar alacalı kapatamazdı. Bermuda giyen mahalle veletleri, kaldırımdan söktükleri iki taşın arasından eskimiş bir futbol topunu geçirince gol diye bağırıyorlardı. Gözleri parlıyordu. Tam da “anı yaşıyorlar” diye düşünürken pembe fularlı bir Tarlabaşı orospusu kendisine laf atan iki gence küfrediyordu. Dünyanın öbür ucunda tam da şu anda belki de biri doğuyordu. Dünya dönüyordu. Tabiat, kendisine yeni oyuncular seçerken, kurulan mükemmel düzende düzenin kendisini irdeleyenleri de unutmuyordu. Zihnim karmakarışıktı. Odağım sürekli yer değiştiriyor ve neşem, elimdeki koskocaman sıfırın içinde eriyip yok oluyordu. Kontrol sanırım o kadar da bende değildi. Bugün, düşünce orkestramın bombardon sesiydim.

Serden’in cildiyeciyle olan randevusuna geç kalmıştım. Gecikmeyi ve gecikene tahammül etmeyi, o da en az benim kadar sevmezdi. Deliye dönmüş olmalıydı. Bekleme odasında insanlar sıkılmasın diye ahşap sehpanın üzerine alelade dizilen tarihi geçmiş magazin dergilerin içinde kaybolduğuna da iddiaya girebilirdim. Hangi mankenin hangi gece kulübü girişinde rüküş yakalandığı üzerine çoktan seçmeli bir sınav yapılsa dereceye girebilirdi. Odaya girdiğimde burnundan nefes aldığını göğüslerinin normal ötesi hareketinden anlamıştım. Sehpanın üzeri boştu. Kırmızı elbisesine bonkörce boşalttığı Fransız “Chanel No°5” parfümü ile seksapelliğin sınırlarını zorluyordu. Aynaların gönlünü yapmaya gelen onca hatun arasında, zarafet ile ayakta karşılanmak fena değildi. Hoşuma gitti, duruldum. Sıranın bize gelmesini beklerken yapılacak tek iş, otuz yedi ekran bir televizyondan yayılan ışığın betimlediği nesneleri seyretmekti. Bizi de birileri “Bu deliler dünyada ne yapıyorlar acaba?” diye seyrediyorlar mıydı?

Asistanın genzine yapışmış zorlama İstanbul aksanından “Serdem Hanım” şeklinde bir uğultu duyuldu. İçeri birlikte girerken “Pardon beyefendi siz neyi oluyorsunuz?” sorusunu “Burası kadınlar hamamı ya da bayan kuaförü mü?” diye cevaplayınca agresif kişiliği aksanını çoktan ele vermişti. “Sapığıyım!” deyince suratındaki cevapsızlık ifadesine ilk kahkahayı “Serdem” patlatıverdi. Doktorun, gıdıdaki fazlalığın kulak arkalarına toplanmasını, sanki basit bir şehriyeli pilav tarifi verir gibi önemsizce anlatmaya başlamasına kadar, şaka bombardımanımız odaya gereğinden fazla enerji yığmıştı. “Mandalla mı tutturacaksınız?” diye söylediğime ise yaka paça dışarı atıldığımızda pişman olmuştum.

Kovulma sebebimizi kahkahalar içinde birbirimizin üzerine atarken, Serdem’le çocukların top oynadıkları sokaktan geçiyorduk. Pembe fularlı hatun karesi belleğime çakıldı. “Biz de sanırım birilerinin belliğinde yakışıksız birer kareydik.” Ön yargı tabum saniyeler içinde monomerlerine ayrılıp gözden kayboldu. Bir adım daha büyüdüm.

Ek bilgiler