Asıl Problem Susuzluk mu?

Dünya'daki asıl problem susuzluk değildir. Asıl problem küresel ısınmadır. Küresel ısınmanın kaynağı da atmosferdeki CO2 oranının artmasıdır. Dünyadaki nem hiçbir yere gitmemektedir. Sadece atmosferdeki karbondioksit gazının değişik sebeplerle artmasından dolayı “DENGESİZ” dağılmıştır. Kimi yerlerde susuzluk olurken kimi yerlerde sel felaketleri olmaktadır. Yani susuzluk diye bir sorun yoktur. Asıl problem atmosferde CO2 gazının önlenemeyen artışıdır. Susuzluk çekilen yerlerde yeni su kaynakları bulmak, nehirlerin yönlerini değiştirerek şehir merkezlerine taşımak, artezyen kuyularının sayısını arttırmak gibi çözümler geçici olmakla kalmayıp, aynı zamanda doğal dengeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Susuzluğu bir problem olarak görmek ve sadece onu çözmeye çalışmak çocuklarımızı ve onların geleceğini kendi ellerimizle yok etmekten başka bir işe yaramaz. 

Birçok bilim adamının görüşüne göre yakın gelecekte su savaşları çıkacaktır. Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Mevcut doğal dengeye göre suyun az olduğu yerlerde onun tükenme hızı teknolojinin gelişme hızından yavaştır.

Dünyanın dörtte üçü sularla çevrilidir. Sadece bu su tuzludur. Suyu tuzdan arındırıp içme suyu elde etmek zor değildir. Ancak asıl problem bu işin maliyetidir. İki türlü maliyeti vardır. Birincisi tesis kurma maliyeti. İkincisi ise tesis işletme maliyeti. İlk kalem yıllar ilerledikçe kendini amorti edecektir. Ancak ikinci kalem sürekli var olacaktır. Tesis işletme maliyetindeki en büyük gideri, suyu tuzdan ayrıştırmada ihtiyaç duyulacak ENERJİ oluşturur. Bu enerji petrol, elektrik, kömür veya doğa enerjisi olabilir.

Dünyanın çeşitli ülkelerinde başarı ile uygulanan deniz suyu arıtma işlemi ülkemizde de planlama aşamasındadır. Fakat siz de farketmişsinizdir ki doğa enerjisi kullanılmadan elde edilen içme suyu; petrol, kömür ya da elektrik fiyatlarına endeksli olacağından ve bu enerji kaynaklarından ilk ikisi doğada sonsuz olmadığından, onlar tükendiğinde deniz suyu arıtma tesisinin de şalterleri indirilecektir. Deniz suyunu içilebilir hale getiren tesisler, kesinlikle ne maliyetle kurulurlarsa kurulsunlar; rüzgar, güneş, deniz akıntısı gibi doğada tükenmeyecek ve temiz kaynaklarla çalışmalıdır. Bu de teknolojik olarak mümkündür. Susuzluğun çok olduğu yerlerde kesin çözüm budur.

Tekrar başa dönecek olursak; tümdengelim ile küresel ısınmanın kalıcı çözümünü bulalım:

Susuzluk, sel ve doğal yangın felaketleri, fırtınalar gibi doğal afetlerin çözümü nedir? Canlıların doğal seleksiyon sürecinde bulunduğu optimum noktayı koruması için ortam sıcaklığının tekrar eski haline gelmesi gerekir.

Ortam sıcaklığı nasıl eski haline gelir? Atmosferdeki oksijen molekülü oranının arttırılıp, karbondioksit oranının azaltılması gerekir.

Atmosferdeki karbondioksit oranı nasıl azaltılır? Dünyadaki ağaç sayısını arttırarak ve enerjiyi verimli kullanarak…

Ağaç sayısını nasıl arttırabiliriz? Bütün dünya ülkelerinin liderlerini bu konuda ikna edebilecek tek bir lider, bilinçlenme sürecini başlatır. Kyoto protokolüne yaşayan her canlının boş bulduğu her yere ağaç dikme mecburiyeti eklenir ve bu protokolü Türkiye dâhil olmak üzere tüm dünya ülkelerine kabul ettirmek için baskı yapılır. Bilinçlenen halk enerjiyi verimli kullanır, her boş bulduğu yeri ağaçlandırır. Atmosferdeki karbondioksit oranı hızla düşer. Yansıma katsayısı artan atmosfere gelen güneş ışınları atmosferin derinlerine ulaşamadan geri yansır ve sorun temelinden çözülür.

Son söz: Doğa öyle ya da böyle dengeyi bulur. Ancak bulunan denge insanoğlunun yaşaması için uygun ortamı yaratmayabilir. Bu da doğa için yaşam, insan için ölüm demektir.

 

UD, 10.01.2007

Ek bilgiler