Derlemin Anısal Boyutu

Kök itibari ile “derlemek” fiilinin isimleşmiş hali, halk arasında “koleksiyon” olarak biliniyor. Sözlük anlamı ise; öğrenme, yarar sağlama ya da zevk amacıyla bir araya getirilmiş ve özelliklerine göre sınıflara ayrılmış nesnelerinin bütününe verilen isim olarak karşımıza çıkıyor. Sözlük manasının dışında, yazının temasını farklı bir bakış açısıyla derlemin anısal boyutuna temellendirmek istiyorum.

İnsanlar neden belli başlı ortak özellikleri olan bir şeyleri toplarlar, onlara dünyanın en değerli maddesiymiş muamelesi yaparlar? Derleminizi yarar sağlama ve/veya öğrenme ekseninde oluşturmamışsanız ondan neden zevk duyarsınız? Birkaç kitabı, maddi değeri olmayan birkaç damgalı pulu, belki de üzerinde gemi deseni olan bibloları biriktirmek insana neden haz duygusu sağlar?

Babamın minik bir pul defteri vardı. Ara sıra o defteri, içindeki pulların hangi amaçla saklandığının yanıtlarını bulmak için uzun uzun incelerdim. Seri olma ihtimali bulunanlar yan yana dizilmiş, bazıları basıldıkları ülkelere göre sınıflandırılmış, birçoğunun üzerine dalgalı postane damgaları basılmıştı. Çoğunun maddi değeri olmadığı aşikârdı. Babamdan devraldığımda yıl 1992’ydi. Defterin kalan yapraklarını sağdan soldan bulduğum pullarla doldurmaya başlamıştım. Hatta gidip postaneden yeni pul satın aldığım bile oluyordu. Neden biriktirdiğim, ne işe yarayacakları konusunda ise hala bir fikrim yoktu. Eksik seriler filatelistlerde tamamlanıyordu. Bir serinin tüm pullarını katalogumda gördüğümde ise kendimi mutlu hissediyordum. Arkadaşlarıma gururla gösteriyordum. Genel itibariyle bir derlemin neden oluşturulduğunun yanıtlarını hayat bize zamanla öğretiyordu.

Benzer iki şeyi bir arada tutmak ve ondan haz duymak fikrinin sıradanlığından çok, yapılan şeyin “anı derlemi” olduğunu çok sonraları anladım. Mektup arkadaşlarım vardı. Posta kutusunda açılmayı bekleyen, köşesine alelade yapıştırılmış renkli pulları olan zarflar… Özenle okunmayı bekleyen sıcacık mektupları saklıyordu. Bir bardak su ile zarfından ayrılan pullar, kurutularak defterdeki tahtına kuruluyorlardı. Mektubun tüm heyecanının yoğunlaştırılmış halleri gibi ışıl ışıl parlıyorlardı. En sevdiğim pullardı bunlar. Ne vakit sessiz bir İstanbul gecesi yaprakları çevirsem, bütün o sıcak dostlukları, aşkları, heyecanlı beklemeleri tekrar yaşarım. Benim konuşan pullarım vardı diye cümleler kurarım. Şimdi o “neden” sorusunun cevapları kulaklarımda en sevdiğim şarkıları mırıldanıyor. Telefon kartlarım… Ankesörlü telefondan uzun uzadıya yapılan bazen hüzünlü, bazen de neşeli sohbetleri haykırıyor. Kitaplarım… Öğrendiğim yaşamın, en can alıcı hayal kaynaklarım… Kütüphane rafında derlemin tılsımlı soluğunu yüzüme vuruyor.

İnsanlar hangi amaçla bir şeyleri biriktirir. Herkesin bir “nedeni” var. Renkli peçeteler toplamak… Evinin duvarlarını envai çeşit hayvan tahnitleri ile doldurmak… Desenli kupaları özenle vitrine dizmek… Film medyalarını istiflemek… Neyi, nasıl topladığımızın ya da kaç tane topladığımızın hiçbir önemi yok. Tüm derlemciler yaptıkları şeyde bir “mutluluk” noktası yakalıyor. Yaşamın öz amacının, mutluluğun,  hobilere tahsis edilmiş farklı bir ifadesi derlem… Sosyal kültürün, insanla ve zamanla bağ kuran en derin hazinesi…

Maddi kazanç sağlamaya yönelik olmayan tüm derlem girişimleri, “materyalist” olgudan arındırılmış olmalıdır. Bir pulun değeri, o anki rayiç bedel cinsinden değil; üzerindeki “kişisel bakış açısı” cinsinden hesaplanarak değerlendirilmelidir. Amatör derlemciliğin “neden” sorusuna verdiği yanıt budur.

 

 

UD, 01.10.2010


Not: Eskişehir Kent Dergisi'nin ekim 2010 sayısında yayınlanmıştır.

Ek bilgiler