Benim Bir Okulum Vardı: OCFL

Nasıl da kederli oldu ilk buluşmamız. Hayallerim, anılarımı aramak için attığım her adımda yüzümde okkalı bir şamara dönüşüyordu. Sevgilim ağlıyordu. Kapılarından, duvarlarından kan damlıyordu. Tutun beni düşmeyeyim der gibi kokuyordu koridorlar. İsminin özensizce yazıldığı metal levhasını, duvara sadece tek enser mıhlıyor, ilk zelzelede tuttuğu dalı bırakacakmış gibi sızlanıyordu. Okulum kan ağlıyordu… Tuttuğunuz her yer sanki elinizde kalıyordu. İçimiz acıyarak geziyorduk harabe sınıfları. Boynumuz bükük.

Çok duramadım, çıktım dışarı. Hüzünlendim. Daha temiz, daha bakımlı, daha teknolojik olmasını umarken yarı baygın bir halde kıvranıyordu OCFL. Yazık. Çok yazık.

Hep söylemiş, yazmışımdır; eğitimi dar kalıplarda görürseniz bir gün o dar kalıba siz girersiniz diye. O dar kalıba gerçekten de birileri girmiş. Hırsızlar girmesin diye mi, öğrenciler kaçmasın diye mi demir parmaklıklara bürünmüş camlar anlayamadım. Hırsızlar girse neyi çalacaklar? İki kırık sırayı mı? Oysa o parmaklıklar, içten içe bir neslin özgürlük duygularını çalıyor. OCFL’li genç öğrenciler, sınıfına girdiğinizde camdan içeri yansıyan kesikli gölgeler istemiyorsanız; orası sizin. Söktürünüz lütfen parmaklıkları. Okulunuzun fotoğraflarını karşılaştırınız: Kabataş, Pertevniyal, Şehremini ile… 12-16 yıl önce kafa kafaya yarıştığımız bu okullardan farklı ne yaptık ki bu hallere düştük diye tartışın. Tartıştırın. Hesap sorun. Sizden sonraki genç arkadaşlarınız için hesap sorun. Siz daha iyilerine layıksınız. Bir şansınız var. Bu şansı çok iyi değerlendirin. Çok değerli öğretmenlere sahipsiniz.

Nereden nereye gelmiş?

Bir zamanlar herkesin kayıt yaptırmak için not ortalamalarını tutturmaya çalıştığı ender okullardanken, şimdi listenin diplerine atılmış sıradan bir liseye dönüşmüş. Biz kendimize çok şeyler kattık. Değiştik, büyüdük, zamana ayak uydurduk. Hepimiz çok iyi yerlere geldik. Pekâlâ, biz her geçen gün daha iyi olurken; okulumuz neden değer kaybetti? Özeleştiri yapması gerekenler umarım savunmaya geçmek yerine daha erdemli davranıp özeleştirilerini okulumuzun eski günlerine, hatta daha iyi günlerine gelmesi için radikal değişiklikler yaparlar. Aksi halde belki 15. “pilav” günümüzü, 15. “helva” günü olarak kutlarız.

Arkadaşlarımı, sevgili öğretmenlerimi gördükçe unuttum okulumun terk edilmişliğini, başıboş bırakılmışlığını. Eski günlerden, 12-16 yıl öncesinden hatıraları tazeledi zihnim. Neşelendim az buçuk. İyi ki varsınız, hep var olun.

Şimdi ben “OCFL” mezunuyum derken içim burkuluyorsa, okulumun öğretmeni daha iyi bir okula gittiğine minnet duyuyorsa, burayı bu hale getirenler bunun hesabını versinler.

Şimdi bunları yazıyorum diye bana kızmasın sakın birileri. Kısa bir ömrümüz var. Herkes iyi kötü ömrü dâhilinde bir eser bırakıyor dünyaya. Kendimiz ise iki buçuk metre çaput içinde toprağa karışıyoruz günü gelince. İyi anılmak gerekir. Bırakacaksak iyi eser bırakmak gerekir. Nereden dönülürse kalanı kârdır. Bizim de bir şekilde elinden tutmak boynumuzun borcudur.

Pilav günü düzenleyerek mezunlar derneği kurmanın adımlarını atan arkadaşlara, öğretmenlerimize sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bizi yıllar sonra iyi niyetlerle hazırlanmış bir organizasyonda bir araya getirdiğiniz için müteşekkirim.

 

UD, 30.05.2010

Ek bilgiler