Zafer Çığlığı
- Detaylar
- Gösterim: 64
Kamorta Adası'nda yerli ırktan başkalarının yaşamadığı ileri sürülürdü. Hele burada 9. yy'da müslüman yaşadığını ileri sürmek, Dünya'nın kara öküzün boynuzları arasında durduğunu düşünmekten farksız bir şey değildi. Kamorta yerlisinin yaşadığı sıralarda, burasının birbaşkaları tarafından ilk defa keşfedildiğini söylemek, yerlilerin insan olduğunun inkâr edilmesi anlamına gelmiyor muydu?
Aslolan, mutlak doğru kalıplarının dışına çıkarak, onlara yeni bir boyut kazandırabilmek ve onları evrenselleştirebilmektir. Bu yolda ilerlerken, şu söz asla ama asla unutulmamalıdır:
"İnsanı başarıya götüren her yol mubahtır!"
Kış, güzün hüzünlü havasından henüz kurtulabilmiş, kendine özgü, yerlilerin betini-benzini donduran soğuklarını göstermeye çoktan başlamıştı. Böyle soğuk, daha Sibirya Ovası'nın kuzey kesimlerinde bile olmazken, nasıl oluyor da ekvatorun dibindeki bu köhne adada ölümüne soğuk yaşanıyordu. Hava öyle soğuktu ki, on üç metreden düşen su taneleri bile, zemine inene kadar buz oluyor, yere ulaşınca da dokuzuncu senfoniyi aratmayacak melodiler çıkartıyordu. Ama eksi otuz dokuz santigrat derecede bu buz orkestrası hiç çekilmiyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse sıcak bir havada Adagio Rodrigo'yu ya da Bethooven'i dinlemeyi tercih ederdim. İşte böyle bir havada, soğuktan kulaklarının ve burnunun ucu kıpkırmızı olmuş, yerlilere göre modern giyimli, Mercus Kabilesi'nin müslüman elçişisi ihtiyar Heguyeha, doğaya meydan okurcasına dört kurnalı umumi avlu çeşmesinde abdest alıyordu. Bilekleri donuyordu ama inançları uğruna buna katlanmak zorunda hissediyordu kendisini bence. Belki de kendisine sorsanız, katlanmak haşa bir tarafta dursun, "İmanım doğallığımdan geliyor." derdi. Zorlandıkça yaradanına biraz daha yaklaşmış hissediyordu kendini kim bilir.
Aniden yanına kendisinden otuz dokuz yaş küçük, on üç yaşında, yarıçıplak bir çocuk oturdu. Öyle hızlı oturmuştu ki Heguyeha'nın tüm dikkati çocuk üzerinde toplandı. Çocuğun hareketleri ne kadar ilginçti. Önce kurnadan tasa su dolduruyor, sonra onu yere döküyordu. Onüç kez bu olayı tekrarladı ve abdest almaya başladı. Yaşlı ihtiyar bir yandan çocuğun neden böyle bir davranışta bulunduğunu anlamaya gayret gösteriyor, bir taraftan da onun abdest alışını izliyordu. Yaşlı Heguyeha, kendisinin abdesti ile onunkinin uyuşmadığının farkına vardı. Kabilenin müslüman elçisi olarak tanınırdı ama daha doğru abdest alıp almadığını bile bilmiyodu. Kanı ak delikanlıyı yan gözle iyice izledi. Galiba çocuk doğrusunu yapıyordu. Çocuğun temizlenmesi biter bitmez, doğrusunu yapmak için tekrar başladığında bir ses duyuldu:
"Imsely! Sen daha az önce abdest almamış mıydın? Hemen eve gel." Heguyeha kafasını kaldırdı ve geri döndüğünde çocukla göz göze geldi. Adeta gözlerinin içi gülüyordu. İhtiyar emindi ki, bu gülücük onun zafer çığlığıydı.
Gül güzel gözlüm! Siz hep atın zafer çığlıklarınızı gülücüklerinizle.
UD, 30.07.1998


